10/7/2008 - Hotmail'i bulan Hindistanlı bir Müslüman |
Haber Merkezi / TİMETURK
Dünyanın en fazla kullanılan e-posta servislerinden Hotmail'i Hindistan asıllı bir Müslüman gencin bulduğu ortaya çıktı. Şu anda Microsoft firmasına ait olan söz konusu mailin arkasında aslında büyük bir başarı hikâyesi yatıyor. Bu başarının altına imza atan genç Hintli Müslüman'ın adı Sabir (Sabeer) Bhatia.
1988 yılında Sabir, Stanford Üniversitesi'nde eğitim görmek üzere ABD'ye gelir. Buradan mezun olduktan sonra internet firmalarından birinde işi başlar, ardından aynı üniversiteden mezun olan Jack Smith adlı bir gençle tanışır.
Sabeer Bhatia
İki genç kafa kafaya verip çalıştıkları şirket içerisinde daha sonra kuracakları şirket hakkında istişare etmeye başlarlar. Çalıştıkları şirketin sahibi onların bu projelerini fark ettiğinde, bu projeleriyle ilgili şirketin imkânlarından yararlanmamaları konusunda uyarır. Bu dönemde Sabir, herkesin kendisine özel bir e-posta programı kullanmasına imkân veren bir programı bulmuştur. Bu programı geliştirmek ve halkın kullanımına sunmak için gizli bir şekilde çalışmalarını sürdürür. Program, piyasaya çıktığı 1996 yılında internet kullanıcıları arasında hızla yayılır çünkü başka programlarda olmayan farklı özelliklere sahiptir.
Gates'e 400 milyon dolara sattı
Bu e-mail programı, ücretsizdir ve gizliliğe olanak vermektedir. Ayrıca dünyanın her yerinden kullanılabilir. Toplu kullanıma açıldığı daha ilk on günde Hotmail, milyonlarca insan tarafından kullanılmaya başlanmıştır. Bu program dünyanın en zengin adamı olan Microsoft firmasının sahibi Bill Gates'in dikkatini çeker ve bu programı satın almak ister. Hotmail'e 50 milyon dolar vermeyi teklif eder ancak programın öneminin farkında olan Sabir, Hotmail için 500 milyon dolar istemiştir. 1998 yılına kadar yapılan uzun pazarlıklar sonucu Sabir, programı kendisinin Microsoft şirketine uzman olarak atanması koşuluyla 400 milyon dolara satmaya razı olur. Bugün Hotmail'in kullanıcıları yaklaşık 90 milyonu bulmuş olup her gün 3 bin yeni kullanıcı bu programa katılmaktadır.
Devlet başkanları taltif etti
Sabir satışı gerçekleştirdikten sonra bununla yetinmez ve online alışveriş yapmak isteyenlerin güvenliğini sağlayan Arzu adlı bir program yaparak şöhretine şöhret katar. Öyle ki Sabir, bu başarıları nedeniyle ABD Başkanı Bill Clinton, Fransa Devlet Başkanı Jacques Chiraq ve Hindistan Başbakanı Beyhari Vacabani tarafından misafir ve taltif edilir.
Servetini eğitim kurumlarına bağışladı
Sabir'in şahsiyetine olan hayranlığı daha da artıracak olan husus, onun parayı alır almaz birçok enstitü kurarak eğitim imkânları kısıtlı olan öğrencilere yardım etmesi olmuştur. Sabir, o kadar çok hayır işlerine katkıda bulunmuştur ki serveti hızla 100 milyon dolara gerilemiştir. |
| • 0 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
5/1/2008 - Bekri Mustafa'dan imam olursa, gazeteciden de tarihçi olur! |
Mesleği doktorluk olmakla birlikte, bir dâhiliye mütehassısına kalp ameliyatı yaptıramazsınız… Bir elektronik mühendisinden avukatlık yapmasını isteyemezsiniz… Şoför uçak kullanamaz… Dişçi, mesleğinde ne kadar iyi olursa olsun, kaptanlık yapamaz. Ama herkes gazetecilik yapabilir! Her mesleğin özelliklerine göre özel bir eğitimi vardır, ancak gazeteciliğin hiçbir ön eğitimi ve son eğitimi yoktur. Hekimden, hâkimden, avukattan, dişçiden, mühendisten, işçiden ve bilumum meslek sahiplerinden, hatta mesleksizlerden, gazeteci olur! Bu yetersizliği, insanlara sorulan saçma sapan suallerde de görebilirsiniz. "Efendim, bir daha dünyaya gelseniz ne yapmak isterdiniz?" "Efendim, ıssız bir adaya gönderilseniz yanınıza almak isteyeceğiniz üç şeyi sayar mısınız?" "Efendim, yanınızdaki yeni sevgiliniz mi?" "Dizideki rolünüz normal hayatınızla örtüşüyor mu?" "ölüde acı var mı acı?" (Bu da en meşhur ankormanın sorusudur) Bir de köşe kapıp "köşe yazarı" olduktan sonra, atış tümüyle serbesttir! Her uzman sadece uzmanlık alanında fikir yürütebilirken, "köşe yazarı" her alanda fikir yürütebilir… Siyasetin envai çeşidini bilir, din hakkında derin bilgisi vardır, ekonomi ondan sorulur, savaş stratejisi konusunda harita önünde ahkâm kesecek kadar bilgilidir. Edebiyattan, sanattan, psikoloji, pedagoji ve psikiatriden anlar! Tarih konusunda ise "allame-i cihan"dır! Besmelesiz devlet evrakı imzalamayacak kadar "dindar" olmasıyla (bazı yanlışları başka bir şeydir) meşhur Sultan II. Abdülhâmid Han'a sarayda "rom" (şeker kamışından yapılan ilkel, ucuz, kaba ve hiçbir zaman kibar çevrelerin ağzına koymadığı bir içki) içirir. Delil olarak da Padişah'ı yaşı itibariyle ancak hayal-meyal hatırlayabilen bir şehzâdeyi gösterir.
<******>******>
Böyle bir saçma sapanlığın neresini düzeltebilir ki insan? Bir kere Osmanlı Devleti bir "vesika devleti"dir. Saraya alınan iğnenin bile kaydı tutulmuştur. Sultan Abdülhâmid rom içseydi, rom alımı mutlaka kayıtlara geçer, ona envai çeşit iftira atanlar, en ağır biçimde onu itham ederek "Kızıl Sultan" diyenler, şimdiye kadar bunu çoktan ortaya çıkarıp kullanırlardı. çünkü Sultan Abdülhâmid dönemi, "hata" bulma umuduyla onlarca kez incelenmiş, irdelenmiş, her belge kim bilir kaç kez gözden geçirilmiştir… Böyle bir durum olsaydı inanın bunu yazmayı, desteksiz atan bir köşe yazarına bırakmazlar, Padişah'ın tozunu attırırlardı. Köşe yazarlarının üzerlerine elzem olmayan konularda "uzman" edasıyla ahkâm kesmeleri, bendenize "Vah Türkiye'm!.." dedirtiyor… Aynı zamanda da, Sultan Dördüncü Murad devrinde yaşadığı rivayet edilen Bekri Mustafa'nın karıştığı bir olayı hatırlatıyor. • Devir Sultan Dördüncü Murad devri… Son derece fukara bir köyde garibanlardan biri ölüyor, ama cenaze namazını kıldıracak bir imam bulunamıyor. Köylü fellik fellik imam ararken, sarhoşluk dolayısıyla salınarak yürüyen meşhur ayyaş Bekri Mustafa'ya gözleri takılıyor. İçkinin etkisiyle Bekri'nin sağa-sola yalpalamasını derviş salınmasına benzetip cenaze namazını kıldırmasını istiyorlar… Hatta biraz da zorluyorlar. Derdini köylüye anlatamayan Bekri, sonuçta imam olmayı kabul edip cenaze namazını bildiği gibi kıldırıyor. Ama durumun tuhaflığı karşısında kendini daha fazla tutamıyor, cenazenin kulağına eğilip bir şeyler fısıldıyor. Bunu cenaze kaldırmanın yeni bir yöntemi zanneden köylüler, Bekri Mustafa'ya, ölünün kulağına ne fısıldadığını soruyorlar. Bekri Mustafa taşı gediğine koyuyor: "Dedim ki, öteki tarafta dünya halinden sual ederlerse, Bekri Mustafa imam oldu dersin, onlar durumun ne kadar berbat olduğunu tahmin ederler." Köşe yazarlarının tarihçiliğe soyunması böyle bir vehamet tablosudur!.. Bekri ayyaşının imamlık yapması gibi bir şey…
<******>******>
Bunca tarihçisi olan memleketim bu hale mi gelecekti?
Yavuz Bahadıroğlu |
| • 0 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
20/10/2007 - Sâir Nâbi'yi aglatan siir |
Sair Nâbî, Sultan 4. Mehmed doneminde hacca gitmek uzere bir kisim devlet erkaniyla birlikte yola cikar. Kafile Medine-i Munevvere'ye yaklasmistir. Vakit gecedir. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz'e bir an once ulasma ozlemiyle Nâbî'nin gozune uyku girmemistir. Fakat kafiledeki bir pasa, hem de ayaklarini kibleye dogru uzatmis, uyumaktadir.
Hazret-i Peygamber'in (sallallahu aleyhi ve sellem) beldesinde, edebe aykiri boyle bir gaflet hâlini bir turlu hazmedemeyen ve cok uzulen Nâbî, icine gelen bir ilhamla kasidesini bir anda irticalen soyleyiverir.
Kafile safak vakti Medine-i Munevvere'ye girmektedir. Ravza-i Mutahhara'nin minarelerinden sabah ezani okunmaktadir. Muezzin, ezanin ardindan Turkce bir kaside okumaya baslar. Nâbî, dikkat eder, okunan kendi siiridir. Hemen minarenin kapisina kosar. Muezzine, "Allah askina, okudugun bu kasideyi nereden ogrendin?" der.
Muezzin soyle cevap verir: "Bu gece ruyamda Efendimiz'i (sallallahu aleyhi ve sellem) gordum, bana dedi ki : 'Ya muezzin kalk yatma. Benim ummetimden bana âsIk bir zât benim kabrimi ziyarete geliyor. Muhabbetinden benim icin su kasideyi soylemistir. Iste bu cumlelerle minareden onu istikbal et.' dedi. Ben de hemen kalktim. Abdest aldim. Peygamberimiz'in (sallallahu aleyhi ve sellem) iltifatina mazhar olan âsIk acaba kimdir diye dusunerek minareye kostum. Ogretildigi gibi okudum." Nâbî, "Ummetimden mi dedi?" diyerek sevincinden oraciga bayilip duser.
<******>******>
Sakin terk-i edebden.....
Sakin terk-i edebden kûy-i Mahbûb-i Hudâ'dir bu Nazargâh-i ilâhidir, Makam-i Mustafâ'dir bu Felekde mâh-i nev, Bâbusselâm'in sîne-câkidir Bunun kandili Cevzâ, matla'-i ziyâdir Habib-i Kibriyâ'nin hâbgâhidir fazilette
Tefevvuk-kerde-i Ars-i Cenâb-i Kibriyâ'dir bu.
Bu hâkin pertevinden oldu deycûr-i adem zâil Amâdan acdi mevcûdât dus cesmin tûtiyâdir bu. Muraât-i edep sartiyla gir Nâbî bu dergâha Metâf-i Kudsiyandir cilvegâh-i enbiyâdir bu
***
Aciklamasi:
Burasi Allah'in sevgilisinin beldesidir. Cenâb-i Hakk'in nazar buyurdugu, Ravza-i Nebî'dir. Bu gokteki yeni ay, Bâbusselâm kapisinin yuregi yanik âsigidir. Ayin kandili Cevzâ yildizi bile isiginin nurunu ondan almaktadir.
Burasi, Allah (celle celaluhu)'in sevgilisinin ebedî istirahatgâhinin, turbesinin bulundugu yerdir ve fazilet bakimindan Cenâb-i Hakk'in arsinin bile ustundedir. Bu topragin ziyâsindan, yoklugun karanliklari ortadan kalkti. Butun yaratilmislarin gormeyen gozleri acildi, cunku bu toprak, gozlere sifa veren surmedir. Bu dergaha edep olculerini gozeterek gir; cunku burasi meleklerin tavaf ettigi ve peygamberlerin tecelli ettigi bir yerdir.
<******>******>
|
| • 0 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
7/10/2007 - Piri Reis'in Haritası Rusları Şok Etti |

Uydu Fotoğrafları Kadar Kusursuz
Piri Reis'in haritaları Rusları da şaşkına uğrattı. 'Bunlar uydu fotoğrafları kadar kusursuz' diyen Rus uzmanlar, Antarktika ve takımada çizimlerine ise akıl sır erdiremedi
Rus uzmanlar, ünlü Osmanlı denizcisi ve alimi Piri Reis'in yaklaşık 500 yıl önce hazırladığı haritasının dünyanın uydudan çekilen fotoğrafları kadar eksiksiz ve mükemmel olduğunu söyledi.
Önceki gün yayımlanan haberinde Piri Reis'e geniş yer ayıran Komsomolskaya Pravda Gazetesi, onun haritasından yola çıkarak 10 bin yıl önce Antarktika'da insanların yaşadığını yazdı.
Gazete, haritada Şili kıyıları, And Dağları ve Afrika'nın o döneme kadar eşi görülmemiş şekilde ayrıntılı haritasının yer aldığını belirterek, "Türk amiralin haritasında, keşfinden 300 yıl önce Antarktika ile ancak 1958'de bulunan takımadalar da var " ifadesini kullandı.
Trigonometri Bilmecesi
Rus tarihçi Sergey Manukov ise Piri Reis'in 1513'te çizdiği haritasının benzerini hazırlamanın ancak dünyanın uydudan çekilmiş fotoğraflarıyla mümkün olduğunu söyledi. Rus uzman, " Aslında harita da fotoğrafa çok benziyor. Sanki, bir uydu aracı çizimi yapılan bölgenin üzerinde dolaşarak fotoğrafını çekmiş. Özellikle güney yarımküre inanılmaz ayrıntılı" dedi.
Manukov, Piri Reis 'in trigonometri bilmeden böyle bir harita hazırlamasının mümkün olmadığını, ancak trigonometrinin 18'inci yüzyılda kullanılmaya başlanmasının şaşırtıcı bir durum olduğunu söyledi. Komsomolskaya Pravda Gazetesi , "Günümüzde bazı haritalardaki yanlışların Piri Reis'in haritasına bakılarak düzeltildiği biliniyor. Türk amiral ölümünden yüzyıllar sonra hâlâ konuşuluyor" diye yazdı.
|
| • 2 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
20/7/2007 - Haritalarla Müslümanların Kolomb'tan önce Amerika keşfi |
İslam Bilim Tarihi uzmanı Prof. Dr. Fuat Sezgin, haritalarla Müslümanların Kristof Kolomb'tan önce Amerika'yı keşfettikleri ispatlıyor.
AMERİKA'NIN MÜSLÜMANLAR TARAFINDAN KRİSTOF KOLOMB ÖNCESİ KEŞFİ
Prof. Dr. Fuat Sezgin*
1930'ların başlarında Alman orientalist Paul Kahle, ard arda yayınladığı yazılarla, Piri Reis'in Topkapı Sarayındaki Amerika haritasını bilim dünyasına tanıtmıştı. Haritanın, haritacılık tarihi açısından değeri konusunda bugüne kadar sayısız yazı yazıldı. Bu konudaki değerlendirmeler birbirlerinden çok büyük farklılıklar gösteriyor. Son yıllarda çıkan bazı yazılardaki, haritanın güneyinde büyük bir kara kütlesinin belirtildiği hususu, tartışmaya yeni bir boyut kazandırmış bulunuyor. Ama bütün bu gayretler İslam kültür dünyasının haritacılık tarihindeki büyük yaratıcı yeri bilinmeden gösterildi.
Diğer taraftan bu tartışmalar devam ederken 2002 yılında bir İngiliz denizaltı komutanı Gavin Menzis “1421: Çin'in Dünyayı Keşfettiği Yıl” adıyla yayınladığı kitapta tartışmaya yeni bir boyut kazandırdı. İslam bilim ve kartografya tarihi konusuyla uğraştığımı bilen birçok okuyucu benim bu husustaki görüşümü sordular. Bu konuyu özel bir araştırmaya tabi tutmadığım dönemlerde ben de Piri Reis'in bize Kristof Kolomb'un kaybolan haritasının ulaştırıdğına inanıyordum. Gavin Menzis'in kitabını okuduktan sonra bu konuyu ciddi bir şekilde araştırmaya başladım. Nispeten uzun olan bu araştırmamın sonucu “İslam"da matematik coğrafya, karto-grafya ve batıdaki devamı” adlı yakında çıkmasını planladığım kitabımın dördüncü cildinin bir kısmını teşkil ediyor. Bugün sizlere bu incelememin sonuçlarını bir özet halinde sunacağım. Bu araştırmanın 50 sayfa kadar tutan metnini Almanca ve İngilizce olarak yakında internet yoluyla geniş bir ilgili topluma ilet-meğe karar vermiş bulunuyorum.
Önce Menzis'in ileri sürdüğü görüşlerden sadece bir kaçına deği-neceğim. Menzis"in ileri sürdüğü 1421 Çin ekspedisyonunun esası şudur: Bazı Çinli hükümdarlar, 1405 – 1433 yılları arasında bir kaç donanma hazırlayarak, Hint Okyanusuna kıyısı bulunan devletlerle, ya diplomatik ilişkiler kurmak ya da haraç almak maksadıyla seferler düzenlemişlerdir. Bu seferlerin safhaları, ayrıntıları ve sonuçları Çin kaynaklarında titizlikle kaydedilmiş, hatta izlerine devrin Farsça kaynaklarında da rastlanmaktadır.
Daha da önemlisi şudur ki, Çinlilerin bu teşebbüslerine dair günümüze ulaşan en eski 3 kitapçık, seferlere katılanlar tarafından yazılmış bulunuyor. Bu yazarlardan biri de Man Huan adlı Arapça bilen bir müslümandır. Huan'ın yazdığı kitap “Okyanus sahillerinin tam araştırması” adını taşıyor. Sinoloji, 19. yüzyılın ikinci yarısından beri bu seyahat bilgileri üzerinde çalışıyor. Ortaya çıkan araştırmalar Çin donan-malarının Hint Okyanusunda ve çevresinde 36 ülkeye uğradıklarını, güneyde Borneo ve Timor adalarına, güneybatıda Malindi'ye kadar vardık-larını, bununla birlikte Avustralya ve Madagaskar"ın adının geçmediğini göstermektedir. Seyahatnamelerin hiç birinde harita bulunmamaktadır. Yalnız 17. yüzyılın ortalarında bir Çinli tarihçinin 3 seyahatnamenin verdiği bilgiye dayanarak yaptığı şematik bir harita günümüze kadar ulaşmış bulunuyor. Altını çizmek gerekirse, ne bu seyahatnamelerde, ne şematik haritada, ne de diğer Çin kaynaklarında donanmanın Hint Okyanusunun ötesine geçtiğine dair hiç bir bilgiye rastlanmamaktadır. Onların uğradıkları yerlerin krokisi şöylece verilebilir (No: 1).
Yazının Devamı için: http://dunyabulteni.net/news_detail.php?id=18914
|
| • 0 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
|
Hakkımda
İnternetteki Fırsatları Takip Edin, Kazançlı Çıkın...
Kategoriler
KARİYERSAGLIKTARIH
Arkadaşlarım
• altinfare
|